<script type="text/javascript">
var gaJsHost = (("https:" == document.location.protocol) ? "https://ssl." : "http://www.");
document.write(unescape("%3Cscript src='" + gaJsHost + "google-analytics.com/ga.js' type='text/javascript'%3E%3C/script%3E"));
</script>
<script type="text/javascript">
try {
var pageTracker = _gat._getTracker("UA-406271-14");
pageTracker._trackPageview();
} catch(err) {}</script>


<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	>

<channel>
	<title>Çağrı KOLUKIRIK</title>
	<atom:link href="http://www.kolukirik.com/?feed=rss2" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.kolukirik.com</link>
	<description></description>
	<pubDate>Wed, 14 Oct 2009 23:43:08 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.6.1</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Como&#8217;da Arefe</title>
		<link>http://www.kolukirik.com/?p=192</link>
		<comments>http://www.kolukirik.com/?p=192#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 07 Dec 2008 18:23:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Geziler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kolukirik.com/?p=192</guid>
		<description><![CDATA[Bir yılda iki Kurban heyecanı yaşamıştım ama bir günde iki bayramı ilk defa İtalya&#8217;da göreceğim. Bugün bizim için arefe günü. Como sokaklarında da halk Katolik olmasına rağmen bizimle aynı telaşı yaşıyor. Yarın biz kurbanlarımızı keserken onlar da Bakire Meryem gününü kutluyor olacaklar.
İki bayramın aynı güne geldiğini Cuma İtalyanca hocamız Teresa&#8217;dan öğrendim, biraz şok haliyle. İngilizce [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir yılda iki Kurban heyecanı yaşamıştım ama bir günde iki bayramı ilk defa <a href="http://www.kolukirik.com/wp-content/uploads/2008/12/comoarefe1.jpg"><img class="alignnone size-thumbnail wp-image-202" title="comoarefe1" src="http://www.kolukirik.com/wp-content/uploads/2008/12/comoarefe1-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a>İtalya&#8217;da göreceğim. Bugün bizim için arefe günü. Como sokaklarında da halk Katolik olmasına rağmen bizimle aynı telaşı yaşıyor. Yarın biz kurbanlarımızı keserken onlar da Bakire Meryem gününü kutluyor olacaklar.</p>
<p>İki bayramın aynı güne geldiğini Cuma İtalyanca hocamız Teresa&#8217;dan öğrendim, biraz şok haliyle. İngilizce dağarcığı 100 kelimeyle sınırlı Teresa, ders çıkışında yarı İngilizce yarı İtalyanca şunları söylüyordu. &#8216;Lunedi, festa, Musulmano, monday, no class!&#8217;</p>
<p>Önce &#8216;ya bu adamlar katolik değil miydi, ne zaman müslüman oldular&#8217; dedim. Sonra bu günün bizim için tatil edildiğini sanarak acaba <a href="http://www.kolukirik.com/wp-content/uploads/2008/12/comoarefe2.jpg"><img class="alignnone size-thumbnail wp-image-205" title="comoarefe2" src="http://www.kolukirik.com/wp-content/uploads/2008/12/comoarefe2-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a>okul müslüman öğrencilerine karşı duyarlı mı davranıyor diye düşündüm. Ama sonra acı gerçekle yüzleşmek zorunda kaldım. Bizim kurban bayramının ilk günü onların da kutsal bir günüyle aynı güne denk geliyordu.</p>
<p>Ama arefe günü sokaklarda kendimizi yabancı hissetmedik. Güneşli güzel bir gün, alışveriş yapmaya çalışan kalabalık, hem telaş hem de sakinlik birarada. Tek eksik kurbanlıklar ve onların başında el sıkışarak anlaşmaya çalışan insanlardı. Gün gelir o da olur belki : )</p>
<p>Biz de Uygur ev arkadaşım Musa ile bu güzel günü değerlendirdik. Como gölünü <a href="http://www.kolukirik.com/wp-content/uploads/2008/12/comoarefe3.jpg"><img class="alignnone size-thumbnail wp-image-207" title="comoarefe3" src="http://www.kolukirik.com/wp-content/uploads/2008/12/comoarefe3-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a>şöyle bir selamladıktan sonra pazara, kalabalığın arasına daldık. Musa da bu tunguz&#8217;ları çok sevdi. Uygurlar domuza tunguz diyorlar. Sürekli ortak kelimeleri buluyoruz. Azerice kadar olmasa da arada güldüğümüz kelimeler oluyor. Mesela gökkuşağı. Musa önce Uygurca&#8217;da nasıl söylediklerini hatırlayamadı, hatırlayınca da gülmeye başladı, bana söyleyince ben de şokla birlikte gülmeye başladım. Hasan Hüseyin. Gökkuşağına Hasan Hüseyin diyolar : ) Neden öyle denildiğini o da bilmiyor.</p>
<p>Arefe günü Duomo kilisesine de girdik ama ortada günah çıkarabileceğimiz bir <a href="http://www.kolukirik.com/wp-content/uploads/2008/12/comoarefe4.jpg"><img class="alignnone size-thumbnail wp-image-214" title="comoarefe4" src="http://www.kolukirik.com/wp-content/uploads/2008/12/comoarefe4-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a>papaz yoktu. Bayram namazında şansımı deneyeceğim. Sanırım bu daha etkili. Kiliseden içeri girmemizle &#8216;kapatıyoruz&#8217; mealinde bişeyler sayıklayan Çin asıllı bir İtalyan vatandaşı çıkmamız için bize bakıyordu. Biz İtalyanca bilmiyoruz edasıyla herkes çıkana kadar ne olduğunu anlamıyor numarası yaptık.</p>
<p>Klasik bir kapanışın alışılmadık bir şekliyle noktayı koyalım;</p>
<p>İnşallah Kurban ve Meryem tüm dünyaya barış, huzur ve mutluluk getirir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kolukirik.com/?feed=rss2&amp;p=192</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Yavuz Sultan Selim Dildar Olur</title>
		<link>http://www.kolukirik.com/?p=184</link>
		<comments>http://www.kolukirik.com/?p=184#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 17 Nov 2008 15:11:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Hikayeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kolukirik.com/?p=184</guid>
		<description><![CDATA[Soldan sağa ve yukardan aşağıya nasıl okursanız okuyun aynı dörtlük!









Dildâr Olur
sanma şahım, herkesi sen sadıkane yar olur
herkesi sen, dost mu sandın, belki ol ağyar olur.
sadıkane, belki ol alemde bir serdar olur.
yar olur, ağyar olur, serdar olur dildar olur.



 




Yavuz Sultan Selim








ağyar: başkaları, yabancılar, eller.
dildar: birinin gönlünü almış/çalmış sevgili, gönlü baskı altında tutan sevgili.
Bu hikaye alıntıdır.
Yavuz Sultan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p class="MsoNormal">Soldan sağa ve yukardan aşağıya nasıl okursanız okuyun aynı dörtlük!</p>
<table class="MsoNormalTable" style="width: 95%; border-collapse: collapse;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="95%">
<tbody>
<tr>
<td style="padding: 0cm;" valign="top">
<table class="MsoNormalTable" style="width: 100%; border-collapse: collapse;" border="0" cellspacing="0" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td style="width: 100%; padding: 0cm;" width="100%">
<p class="MsoNormal"><strong><span style="font-size: 14pt; color: #800000; font-family: 'Arial', 'sans-serif';"><br />
</span></strong><strong><span style="font-size: 14pt; color: #c00000; font-family: 'Arial', 'sans-serif';">Dildâr Olur</span></strong></p>
<p class="MsoNormal"><span style="font-size: 14pt; color: #548dd4; font-family: 'Arial', 'sans-serif';">sanma şahım</span><span style="font-size: 14pt; color: #800000; font-family: 'Arial', 'sans-serif';">, </span><span style="font-size: 14pt; color: #76923c; font-family: 'Arial', 'sans-serif';">herkesi sen</span><span style="font-size: 14pt; color: #800000; font-family: 'Arial', 'sans-serif';"> </span><span style="font-size: 14pt; color: #ff0000; font-family: 'Arial', 'sans-serif';">sadıkane</span><span style="font-size: 14pt; color: #800000; font-family: 'Arial', 'sans-serif';"> yar olur<br />
</span><span style="font-size: 14pt; color: #548dd4; font-family: 'Arial', 'sans-serif';">herkesi sen</span><span style="font-size: 14pt; color: #800000; font-family: 'Arial', 'sans-serif';">, </span><span style="font-size: 14pt; color: #76923c; font-family: 'Arial', 'sans-serif';">dost mu sandın</span><span style="font-size: 14pt; color: #800000; font-family: 'Arial', 'sans-serif';">, </span><span style="font-size: 14pt; color: #ff0000; font-family: 'Arial', 'sans-serif';">belki ol</span><span style="font-size: 14pt; color: #800000; font-family: 'Arial', 'sans-serif';"> ağyar olur.<br />
</span><span style="font-size: 14pt; color: #548dd4; font-family: 'Arial', 'sans-serif';">sadıkane</span><span style="font-size: 14pt; color: #800000; font-family: 'Arial', 'sans-serif';">, </span><span style="font-size: 14pt; color: #76923c; font-family: 'Arial', 'sans-serif';">belki ol </span><span style="font-size: 14pt; color: #ff0000; font-family: 'Arial', 'sans-serif';">alemde bir</span><span style="font-size: 14pt; color: #800000; font-family: 'Arial', 'sans-serif';"> serdar olur.<br />
</span><span style="font-size: 14pt; color: #548dd4; font-family: 'Arial', 'sans-serif';">yar olur</span><span style="font-size: 14pt; color: #800000; font-family: 'Arial', 'sans-serif';">, </span><span style="font-size: 14pt; color: #76923c; font-family: 'Arial', 'sans-serif';">ağyar olur</span><span style="font-size: 14pt; color: #800000; font-family: 'Arial', 'sans-serif';">, </span><span style="font-size: 14pt; color: #ff0000; font-family: 'Arial', 'sans-serif';">serdar olur</span><span style="font-size: 14pt; color: #800000; font-family: 'Arial', 'sans-serif';"> dildar olur.</span></td>
</tr>
<tr>
<td style="width: 100%; padding: 0cm;" width="100%">
<p class="MsoNormal"> </p>
</td>
</tr>
<tr>
<td style="width: 100%; padding: 0cm;" width="100%">
<p class="MsoNormal"><strong><span style="font-size: 14pt; color: #800000; font-family: 'Arial', 'sans-serif';">Yavuz Sultan Selim</span></strong></p>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p><em>ağyar: başkaları, yabancılar, eller.</em></p>
<p><em>dildar: birinin gönlünü almış/çalmış sevgili, gönlü baskı altında tutan sevgili.</em></p>
<div>Bu hikaye alıntıdır.</div>
<div><em><em>Yavuz Sultan Selim Han bu beyiti Şah İsmail&#8217;e yazmıştır. Hikayesi şöyledir:<br />
Yavuz şiire, edebiyata ve satranç oynamaya meraklı biridir. Aynı şekilde Şah İsmail&#8217;de de bu özellikler vardır. Sarayında ünlü şairleri barındırır ve çok iyi satranç oynar. Bunu bilen Yavuz, Şahın bu özelliğinden yararlanmak ister. Tebdili kıyafetle (gezgin bir abdal kılığında) şahın ülkesine gider. Hanlarda , Kervansaraylarda satranç oynayarak önüne geleni yener. Haber şaha ulaşır. Şah der ki çağırın birde benimle oynasın. Yavuz Şah&#8217;ı da yener. Şah sinirlenir ve Yavuz&#8217;a der ki: &#8221; Sen edep nedir bilmez misin? Hiç şahlar mat edilir mi?&#8221; Elinin tersiyle Yavuz&#8217;a bir tokat atar. Şahın kızdığını anlayan Yavuz onu yücelten şiirler okumaya başlar. İşte şahın huzurundan ayrılırkende bu şiiri okur. Ancak Şah İsmail hala onun Yavuz Sultan Selim olduğunu anlamamıştır.<br />
Yavuz yediği tokatın acısını unutmaz. Birkaç sene sonra Çaldıran&#8217;da Şah İsmail&#8217;i yener ve ona bir mektup gönderir. Mektupta o günkü tokadın acısını aldığını söyler ve ilave eder: &#8221; Atacaksan tokadı böyle atacaksın.&#8221;</em></em></div>
<p><em> </p>
<p></em></p>
<p>Bana pek inandırıcı gelmese de internette bir çok sitede bu şiirin hikayesi bu şekilde aktarılıyor. Bir padişahın ülkesini bırakıp bu tarzda bir seyehate çıkması, hatta kendini riske atması her ne kadar inandırıcı gelmese de o dönemin hayat şartlarını ve düşünce yapısını tam kavrayamadan bir değerlendirme yapmak da pek doğru değil açıkçası. Ben her ne kadar inandırıcı bulmasam da, hikayeyi sitemde yayımlamayı daha uygun gördüm, inanıp inanmamak tercihi size ait.</p>
<p>Ayrıca &#8216;Sagopa Kajmer&#8217;in 2008&#8242;de çıkardığı &#8216;K.İ.T.S.(Kötü İnsanları Tanıma Senesi)&#8217; ablümünde &#8216;Gölge Haramileri&#8217; şarkısında bu şiire de yer vermiş. Şarkıyı hiç dinlemediğim için bir yorumda bulunamıyorum.</p>
<p>Bu şiiri bana gönderen Erdem Keleş&#8217;e de teşekkür ediyorum.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kolukirik.com/?feed=rss2&amp;p=184</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Como&#8217;ya Geliş</title>
		<link>http://www.kolukirik.com/?p=167</link>
		<comments>http://www.kolukirik.com/?p=167#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 18 Oct 2008 14:16:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Geziler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kolukirik.com/?p=167</guid>
		<description><![CDATA[03.10.2008 Cuma
Ramazan bayramının ilk gününü Karacasu&#8217;da geçirdikten sonra ikinci gün İstanbul&#8217;a geçtim. Uzun süre memleketten ayrı kalacağımı düşünerek İstanbul&#8217;un manevi havasından depolamakta fayda olacağını düşündüm. Bayramdan sonra, 3 Ekim sabahı, uçağımın kalkacağı Sabiha Gökçen havaalanına gittim. Bilet, kontroller derken uçaktaydım. Dün gece geç yattığım için uykusuzdum ve cam kenarında olmama rağmen manzarayı seyredebileceğime pek emin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>03.10.2008 Cuma</p>
<p>Ramazan bayramının ilk gününü Karacasu&#8217;da geçirdikten sonra ikinci gün İstanbul&#8217;a geçtim. Uzun süre memleketten ayrı kalacağımı düşünerek İstanbul&#8217;un manevi havasından depolamakta fayda olacağını düşündüm. Bayramdan sonra, 3 Ekim sabahı, uçağımın kalkacağı Sabiha Gökçen havaalanına gittim. <a href="http://www.kolukirik.com/wp-content/uploads/2008/10/comoyagelis1.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-174" title="comoyagelis1" src="http://www.kolukirik.com/wp-content/uploads/2008/10/comoyagelis1-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a>Bilet, kontroller derken uçaktaydım. Dün gece geç yattığım için uykusuzdum ve cam kenarında olmama rağmen manzarayı seyredebileceğime pek emin değildim. Öyle de oldu, ara ara uyanıp aşağıya bakarak, sanırım Dalmaçya üzerindeyiz gibi tahminler dışında sürekli uyudum denebilir. Uçağımız Bergamo, Orio Al Serio havaalanına indiğinde bambaşka bir dünyadaydım, bize yakın ama bana uzak bir coğrafya. Aklımda olan tek şey hemen Como&#8217;ya ulaşmaktı. Hemen tren istasyonuna gitmek için şehiriçi otobüs bileti aldım. Gittikçe şehrin ne kadar düzenli, sakin ve belki de biz inmeden hemen önce yağdığı belli olan yağmurdan dolayı sokakların ne kadar temiz olduğu dikkatimi çekiyordu. Otobüste ilerlerken tren istasyonuna benzeyen bir yer fark edebilmek amacıyla sürekli etrafıma bakıyordum. Sonunda trenleri göremesem de kalabalıktan tren istasyonu olabileceğini düşündüğüm bir yerde inmeye karar verdim. Şoföre sormama rağmen ortak kullanacağımız bir dil yoktu. &#8216;Tren&#8217;, &#8216;train&#8217; denemelerime rağmen anlaşamadık. Her sorduğuma &#8216;Si&#8217; yanıtını alıyordum. Ama doğru yerde inmiştim, gişe önündeki kuyruğa girdim ve sıramı beklemeye başladım. Bu arada sürekli trenler geliyor, gidiyordu. Önümdeki bayanın az sonra kalkacak trene yetişme isteğini, içindeki sabırsızlığını hissediyor ancak yine de treni kaçırma pahasına sıraya riayet etmesi bana alışılmadık geliyordu. O biletini alıp çıkmadan ben başka bir görevlinin karşısındaydım bile. Ancak sanırım trene binmeyi başardı. Havaalanının aksine burada İngilizce bilen görevliler yoktu. Ve aslına bakarsak olması da gerekmiyordu. Bir çok zaman anlaşamayınca kızıyorum ancak neden başka bir dil öğrenmesi gereksin ki? Ben neden İngilizce öğrenmek yerine İtalyanca öğrenmemiştim? Ya da en azından birine dilimi öğretmeye çalışmamıştım? Eğer karşımda anlaşamadığım kişi bu soruları bana sorsa sanırım cevap vermezdim.</p>
<p> </p>
<p>Görevliye Como&#8217;ya gitmek istiyorum dedim ve o da Como&#8217;ya bilet istediğimi anladı, zaten oradaki bir <a href="http://www.kolukirik.com/wp-content/uploads/2008/10/comoyagelis2.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-179" title="comoyagelis2" src="http://www.kolukirik.com/wp-content/uploads/2008/10/comoyagelis2-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a>insanın gitmek istediği yere bir biletten başka bir talebi de olamaz ki. Biletin ücretini ödedikten sonra biletimi aldım. Bu Euro&#8217;lar da hiç hoşuma gitmiyor, boyutları farklı, düzene girmemekte çok ısrarlılar, ayrıca fazla da değerliler. Oysa dolar ne güzeldi. Hepsi aynı boyda ve 1 dolara da pek çok şey bulabilirdiniz. &#8216;Ne alırsan 1 dolar&#8217;cılar ile &#8216;ne alırsan 1 euro&#8217;cuları karşılaştırınca Euro&#8217;cuların kar marjlarının yüksekliği açıkça ortaya çıkıyor. Keşke biz de paralarımızın değeri olmasa bile boyutları konusunda Avrupa yerine Amerika&#8217;yı örnek alsaydık.</p>
<p> </p>
<p>Biletime baka baka trenin kalkacağı yere gittim. Ama küçük bir kasabadan beklemeyeceğim bir performansla tam 7 adet tren peronu karşıma çıkıverdi. Benim trenim hangisinden kalkacaktı? Bilete baktım ama İtalyanca yazıların altındaki rakamlardan bişey çıkaramıyordum. Birkaç kişiye sordum ama bilete bakıp &#8216;bilmiyorum, emin değilim&#8217; gibi hareketler yapıyorlardı. Peronlar ikişerli gruplara ayrılmış ve arada geçiş için alt geçitler olduğundan yakınlarımda pek insan bulmak kolay değildi. O sırada biri trene binmiş biri de onu uğurlamaya gelmiş iki liseli kıza bu giden trenin Como&#8217;ya olup olmadığını sordum. Hayır bu Lecco&#8217;ya gidiyor dediler. Como treninin nereden kalkacağını sordum, birbirlerine baktılar ve trendeki, diğerine İtalyanca bişeyler söyledi. Benim yarım yamalak anladığım ve tabi tahmin ettiğim kadarıyla &#8216;okulda İngilizce derslerine önem verseydin şimdi cevap verirdin&#8217; gibi bişey dedi ve beni güldürdü. Anlaşamayınca biletimi gösterdim. Biraz inceledikten sonra emin olmadılar ve İngilizce’si daha iyi olan &#8216;trenlerin saatleri monitörlerde var, istersen seninle gelip bakalım&#8217; dedi, ben de &#8216;zahmet olmazsa&#8217; gibilerinden bişeyler söyledim. Tren saatlerine baktık ama bişey çıkaramadık ve en iyi yolun gişe görevlilerine sormam olacağına karar verdik ve ayrıldık. Gişe görevlisi trenin peron ve saatini biletimin üzerine yazdı. Alt geçitten geçerek 3 numaralı perona giderken arkadaşını uğurlamış olan kızla tekrar karşılaştık ve &#8216;hallettin mi?&#8217; gibi bir işaret yaptı, ben de aynı şekilde &#8216;hallettim&#8217; der gibi bir işaret yaptım. İtalyanlarla işaretlerle anlaşmak iletişimi hızlandırıyordu ve İngilizce konuşmaya çalışmaktan daha sağlıklıydı. Tarzanca kolay bir dil aslında.</p>
<p> </p>
<p>Yaklaşık 45 dk trenimi bekledikten sonra aktarma yapacağım Monza&#8217;ya doğru ilerlemeye başlamıştım. <a href="http://www.kolukirik.com/wp-content/uploads/2008/10/comoyagelis3.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-176" title="comoyagelis2" src="http://www.kolukirik.com/wp-content/uploads/2008/10/comoyagelis3-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a>Yol boyunca düzgün ve temiz sokaklardan, büyük mısır tarlalarından, arka arkaya dizilmiş trenin geçmesini bekleyen araç kuyruklarından ve en güzeli de hem Como gölünü besleyen hem de Como gölünden beslenen Adda nehrinin binlerce yıldır usanmadan oluşturduğu vadiden oluşan manzara eşliğinde Monza&#8217;ya ulaştım. Monza&#8217;da Como trenini beklemeye başladım. Monitörlerde bu sefer açık açık Como yazıyordu ve kimseye sorma ihtiyacı hissetmedim. Como trenine bindikten sonra bir müddet daha benzer manzaralarla ilerledikten sonra coğrafya daha dağlık bir yapı göstermeye başladı. Geçtiğimiz istasyonların ismini sürekli takip ediyordum ve sonunda Como&#8217;ya San Giovanni tren istasyonuna ulaştım. Güneş batmıştı ve etraf kararıyordu. Daha önce, kalmayı planladığım hostel Villa Olmo&#8217;nun yerini internetten bulmuştum ve o yöne doğru yürümeye başladım. Yaklaşık 10-15 dk yürüdükten sonra Villa Olma&#8217;daydım. Artık dinlenip sonraki güne enerji toplama zamanıydı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kolukirik.com/?feed=rss2&amp;p=167</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Değer Vermek</title>
		<link>http://www.kolukirik.com/?p=158</link>
		<comments>http://www.kolukirik.com/?p=158#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Sep 2008 00:57:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Hikayeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kolukirik.com/?p=158</guid>
		<description><![CDATA[İstanbul&#8217;da trafiğin en yoğun zamanı&#8230; siren sesleri, yolda çalışma yapan araçların çıkardığı gürültüye karışıyor. Bir çocuk ağlıyor; iki adam birbiriyle kavga ediyor. O sırada, herkesin &#8220;ermiş&#8221; diye saygı gösterdiği, itibar ettiği, nur yüzlü ihtiyar, dostuna &#8220;Bak&#8221; diyor, &#8220;Şu cırcır böceğinin sesini duydun mu?&#8221;
- Bu kadar gürültü arasında nasıl duyayım!
- Gel benimle, diyor yaşlı adam. Arka [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul&#8217;da trafiğin en yoğun zamanı&#8230; siren sesleri, yolda çalışma yapan araçların çıkardığı gürültüye karışıyor. Bir çocuk ağlıyor; iki adam birbiriyle kavga ediyor. O sırada, herkesin &#8220;ermiş&#8221; diye saygı gösterdiği, itibar ettiği, nur yüzlü ihtiyar, dostuna &#8220;Bak&#8221; diyor, &#8220;Şu cırcır böceğinin sesini duydun mu?&#8221;<br />
- Bu kadar gürültü arasında nasıl duyayım!<br />
- Gel benimle, diyor yaşlı adam. Arka sokaklarda araştırıyorlar ve bir tutam yeşilliğin arasında cırcır böceğini buluyorlar.<br />
- Bak beni izle şimdi, diye sürdürüyor sözlerini ve cebinden bir bozuk para çıkarıp, kaldırıma atıyor. Birçok insan, bozuk paralardan gelen sese doğru bakıyor. İhtiyar, dostunun sırtını sıvazlayarak, kıssadan hisse çıkarıyor:<br />
- Gördün mü? Her şey, neye değer verdiğine bağlıdır. Ona göre duyar, görür ve hissedersin.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kolukirik.com/?feed=rss2&amp;p=158</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Değnekten At</title>
		<link>http://www.kolukirik.com/?p=152</link>
		<comments>http://www.kolukirik.com/?p=152#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Sep 2008 23:56:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Hikayeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kolukirik.com/?p=152</guid>
		<description><![CDATA[İki çocuklu aile, pikniğe giderler. Yemeğe kadar çocuklar koşar, oynar ve elbette yorgun düşer. Küçük erkek çocuk&#8230; ağlamaya başlar: &#8220;Baba beni kucağında taşı.&#8221; Baba, ağaçtan bir dal keser ve oğluna &#8220;İşte sana güzel bir at. Buna bin, yorulmazsın&#8221; tavsiyesinde bulunur. Kızı, babasının bu hareketine bir anlam veremez ve hayretle yüzüne bakar. Bunun üzerine adam kızına [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İki çocuklu aile, pikniğe giderler. Yemeğe kadar çocuklar koşar, oynar ve elbette yorgun düşer. Küçük erkek çocuk&#8230; ağlamaya başlar: &#8220;Baba beni kucağında taşı.&#8221; Baba, ağaçtan bir dal keser ve oğluna &#8220;İşte sana güzel bir at. Buna bin, yorulmazsın&#8221; tavsiyesinde bulunur. Kızı, babasının bu hareketine bir anlam veremez ve hayretle yüzüne bakar. Bunun üzerine adam kızına şu açıklamayı yapar: &#8220;İşte hayat bu kızım. Bazen kendini yorgun hissedebilirsin. O takdirde, kendine değnekten bir at bul ve yoluna devam et. Bu at, bir arkadaş, bir şarkı, bir şiir ya da bir çocuğun tebessümü olabilir.&#8221;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kolukirik.com/?feed=rss2&amp;p=152</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Sultan Murat Han&#8217;ın Rüyası</title>
		<link>http://www.kolukirik.com/?p=149</link>
		<comments>http://www.kolukirik.com/?p=149#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Sep 2008 23:53:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Hikayeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kolukirik.com/?p=149</guid>
		<description><![CDATA[Sultan Murad Han o gün bir hoştur. Telaşeli görünür. Sanki bir şeyler söylemek ister sonra vazgeçer. Neşeli deseniz değil, üzüntülü deseniz hiç değil. Veziriazam Siyavuş Paşa sorar:
- Hayrola efendim, canınızı sıkan bir şey mi var?
- Akşam garip bir rüya gördüm.
- Hayırdır inşallah?..
- Hayır mı şer mi öğreneceğiz.
- Nasıl yani?
- Hazırlan, dışarı çıkıyoruz.
Ve iki molla kılığında [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sultan Murad Han o gün bir hoştur. Telaşeli görünür. Sanki bir şeyler söylemek ister sonra vazgeçer. Neşeli deseniz değil, üzüntülü deseniz hiç değil. Veziriazam Siyavuş Paşa sorar:<br />
- Hayrola efendim, canınızı sıkan bir şey mi var?<br />
- Akşam garip bir rüya gördüm.<br />
- Hayırdır inşallah?..<br />
- Hayır mı şer mi öğreneceğiz.<br />
- Nasıl yani?<br />
- Hazırlan, dışarı çıkıyoruz.<br />
Ve iki molla kılığında çıkarlar yola. Görünen o ki, padişah hâlâ gördügü rüyanın tesirindedir ve gideceği yeri iyi bilir. Seri, kararlı adımlarla Beyazıt’a çıkar, döner Vefa’ya, Zeyrek’ten aşağılara sallanır. Unkapanı civarında soluklanır. Etrafına daha bir dikkatle bakınır. İşte tam o sırada yerde yatan bir ceset gözlerine batar, sorarlar;<br />
- Kimdir bu?<br />
Ahali:<br />
- Aman hocam hiç bulaşma, derler.Ayyaşın meyhusun biri işte!..<br />
- Nerden biliyorsunuz?<br />
- Müsaade et de bilelim yani. Kırk yıllık komşumuz&#8230; Bir başkası lafa girer;<br />
- Biliyor musunuz, der. Aslında iyi sanatkârdır. Azaplar çarşısı’nda çalışır. Nalının hasını yapar&#8230; Ancak kazandıklarını içkiye, fuhuşa harcar. Hem şişe şişe şarap taşır evine, hem de nerde namlı mimli kadın varsa takar peşine.. Hele yaşlının biri çok öfkelidir.<br />
- İsterseniz komşulara sorun, der. Sorun bakalım onu bir cemaatte gören olmuş mu?.. Hasılı, mahalleli döner ardını gider. Bizim tedbili kıyafet mollalar kalırlar mı ortada!..<br />
Tam vezir de toparlanıyordur ki, padişah keser yolunu :<br />
- Nereye?<br />
- Bilmem, bu adamdan uzak durmayı yeğlersiniz sanırım.<br />
- Millet bu, çeker gider. Kimseye bir şey diyemem&#8230; Ama biz gidemeyiz, şöyle veya böyle tebamızdır. Defini tamamlamak gerek.<br />
- İyi ya, saraydan birkaç hoca yollar, kurtuluruz vebalden.<br />
- Olmaz, rüyadaki hikmeti çözemedik daha.<br />
- Peki ne yapmamı emir buyurursunuz?<br />
- Mollalığa devam&#8230; Naaşı kaldırmalıyız en azından.<br />
- Aman efendim, nasıl kaldırırız?<br />
- Basbayağı kaldırırız işte.<br />
- Yapmayın, etmeyin sultanım, bunun yıkanması, paklanması var. Tekfini, telkini&#8230;<br />
- Merak etme ben beceririm. Ama önce bir gasilhane bulmalıyız.<br />
- Şurada bir mahalle mescidi var ama&#8230;<br />
- Olmaz, vefat eden sen olsaydın nereden kalkmak isterdin?<br />
- Ne bileyim, Ayasofya’dan, Süleymaniye’den, en azından Fatih Camii’nden&#8230;<br />
- Ayasofya ile Süleymaniye’de devlet erkanı çoktur. Tanınmak istemem. Ama Fatih Camii’ni iyi dedin. Hadi yüklenelim&#8230; Ve gelirler camiye. Vezir sağa sola koşturur, kefen tabut bulur. Padişah bakır kazanları vurur ocağa&#8230; Usulü erkanınca bir güzel yıkarlar ki, naaş; ayan beyan güzelleşir sanki. Bir nurdur, aydınlanır alnında. Yüzü sâkilere benzemez. Hem manâlı bir tebessüm okunur dudaklarında. Padişahın kanı ısınmıştır bu adama, vezirin de keza&#8230; Meçhul nalıncıyı kefenler, tabutlar, musalla taşına yatırırlar. Ama namaz vaktine bir hayli vardır daha&#8230; Bir ara vezir sıkıntılı sıkıntılı yaklaşır.</p>
<p>- Sultanım, der. Yanlış yapıyoruz galiba&#8230;<br />
- Nasıl yani?..<br />
- Heyecana kapıldık, sorup soruşturmadan buraya getirdik cenazeyi. Kim bilir belki hanımı vardır, belki yetimleri?..<br />
- Doğru, öyle ya, neyse&#8230; Sen başını bekle, ben mahalleyi dolanıp geleyim. Vezir, cüzüne, tesbihine döner, padişah garip maceranın başladığı noktaya koşar. Nitekim sorar soruşturur. Nalıncının evini bulur. Kapıyı yaşlı bir kadın açar. Hadiseyi sükunetle dinler. Sanki bu vefatı bekler gibidir.<br />
- Hakkını helal et evladım, der. Belli ki çok yorulmuşsun. Sonra eşiğe çöker, ellerini yumruk yapar, şakaklarına dayar&#8230; Ağlar mı? Hayır. Ama gözleri kısılır, hatıralara dalar belki. Neden sonra silkinip çıkar hayal dünyasından&#8230;<br />
- Biliyor musun oğlum? Diye dertli dertli söylenir&#8230; Bizim efendi bir âlemdi, vesselam&#8230; Aktamlara kadar nalın yapar&#8230; Ama birinin elinde şarap şişesi görmesin; elindekini avucundakini verir satın alırdı. Sonra getirip dökerdi helaya!..<br />
- Niye?<br />
- Ümmeti Muhammed içmesin diye&#8230;<br />
- Hayret&#8230;<br />
- Sonra, malum kadınların ücretlerini öder eve getirirdi. Ben sizin zamanınızı satın aldım mı? Aldım, derdi. Öyleyse şimdi dinlemeniz gerek&#8230; O çeker gider, ben menkîbeler anlatırdım onlara&#8230; Mızraklı ilmihal. Hücceti islam okurdum&#8230;<br />
- Bak sen! Millet ne sanıyor halbuki&#8230;<br />
- Milletin ne sandığı umrunda değildi. Hoş, o hep uzak mescidlere giderdi. Öyle bir imamın arkasında durmalı ki, derdi. Tekbir alırken Kabe’yi görmeli&#8230;<br />
- Öyle imam kaç tane kaldı şimdi?<br />
- işte bu yüzden Nişancı’ya, Sofular’a uzanırdı ya&#8230; Hatta bir gün; Bakasın efendi, dedim. Sen böyle böyle yapıyorsun ama komşular kötü belleyecek. İnan cenazen kalacak ortada&#8230;<br />
- Doğru, öyle ya?&#8230;<br />
- Kimseye zahmetim olmasın deyip, mezarını kendi kazdı bahçeye. Ama ben üsteledim. iş mezarla bitiyor mu, dedim. Seni kim yıkasın, kim kaldırsın?<br />
- Peki o ne dedi?<br />
- Önce uzun uzun güldü, sonra;<br />
- Allah büyüktür hatun, dedi. Hem padişahın işi ne?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kolukirik.com/?feed=rss2&amp;p=149</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Başarının Sırrı</title>
		<link>http://www.kolukirik.com/?p=146</link>
		<comments>http://www.kolukirik.com/?p=146#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Sep 2008 23:51:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Hikayeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kolukirik.com/?p=146</guid>
		<description><![CDATA[İşadamının işleri bozulmuştu. Büyük borçları vardı. Nefes almak için parka gitti. Bir banka oturdu. Tam bu sırada, önünde yaşlı bir adam durdu. İşadamının yakınmalarını dinledikten sonra, çek defterini cebinden çıkardı ve üzerine 5 milyon dolar yazdı. Dedi ki: &#8220;Bu para senin. Bir yıl sonra burada buluştuğumuzda, bana olan borcunu ödersin.&#8221; Çekin üzerinde, John Rockefeller ismi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İşadamının işleri bozulmuştu. Büyük borçları vardı. Nefes almak için parka gitti. Bir banka oturdu. Tam bu sırada, önünde yaşlı bir adam durdu. İşadamının yakınmalarını dinledikten sonra, çek defterini cebinden çıkardı ve üzerine 5 milyon dolar yazdı. Dedi ki: &#8220;Bu para senin. Bir yıl sonra burada buluştuğumuzda, bana olan borcunu ödersin.&#8221; Çekin üzerinde, John Rockefeller ismi vardı. Yani o gün için dünyanın en zengin adamına aitti bu çek.<br />
Borçlarını hemen ödeyebilirdi müflis işadamı ama, çeki bozdurmayıp, işine 4 elle sarılmayı tercih etti. Yeni bir ödeme planı yaptı. Takip eden aylarda büyük paralar kazanmaya başladı. Bir yıl sonra, randevu saatinde parka gitti. Kendisine çeki veren yaşlı adamı gördü. Başarı öyküsünü paylaşacakken, bir hemşire koşarak geldi ve adamı yakaladı. &#8220;Onu bulduğuma çok sevindim, umarım sizi rahatsız etmemiştir&#8221; diyordu hemşire. &#8220;Çünkü bu bey sürekli olarak huzurevinden kaçıp, parka geliyor. Herkese kendisinin John Rockefeller olduğunu söylüyor.&#8221;<br />
İşadamı şaşkın bir şekilde öylece durdu kaldı. Bir yıl boyunca arkasında 5 milyon dolar olduğuna inanarak işler yapmış, riskler almıştı. Hayatını değiştirenin para değil, yeniden kavuştuğu güven ve pozitif düşünce olduğunu anladı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kolukirik.com/?feed=rss2&amp;p=146</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Kartepe (Kocaeli)</title>
		<link>http://www.kolukirik.com/?p=127</link>
		<comments>http://www.kolukirik.com/?p=127#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 06 Sep 2008 15:42:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Geziler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kolukirik.com/?p=127</guid>
		<description><![CDATA[2007.12.30 - 2008.01.02
Kocaeli’de kardeşimin yanındayken haftasonunu değerlendirmek için daha önce yapmadığımız bişey yapmaya karar verdik. Kocaeli Adapazarı arasında bulunan Kartepe’de kayak yapacaktık. Fazla hazırlık yapmadan sabah pek erken olmayan bir saatte kardeşimin İstanbul’dan gelen bir arkadaşıyla birlikte Kartepe’ye doğru yola çıktık. Tabelaları takip ederek yolumuzu rahatlıkla bulduk. Maşukiye’de kayak malzemeleri kiralayan 3-5 yer var. Fazla [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>2007.12.30 - 2008.01.02</p>
<p>Kocaeli’de kardeşimin yanındayken haftasonunu değerlendirmek için daha önce yapmadığımız <a href="http://www.kolukirik.com/wp-content/uploads/2008/09/kartepe1.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-128" title="kartepe1" src="http://www.kolukirik.com/wp-content/uploads/2008/09/kartepe1-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a>bişey yapmaya karar verdik. Kocaeli Adapazarı arasında bulunan Kartepe’de kayak yapacaktık. Fazla hazırlık yapmadan sabah pek erken olmayan bir saatte kardeşimin İstanbul’dan gelen bir arkadaşıyla birlikte Kartepe’ye doğru yola çıktık. Tabelaları takip ederek yolumuzu rahatlıkla bulduk. Maşukiye’de kayak malzemeleri kiralayan 3-5 yer var. Fazla geç kalmadığınız takdirde rahatlıkla ihtiyacınız olan malzemeleri temin edebilirsiniz. Ayrıca tepede otelden de malzeme kiralanabiliyor. Kartepeye ilk gidişimizde pek bir yoğunluk yoktu ve Maşukiye’den malzemelerimizi temin ettikten sonra Kartepe’ye ulaştık. Yolu oldukça güzel, ulaşım çok rahat. 2-3 sene öncesine kadar bu yol yokmuş ve bazen <a href="http://www.kolukirik.com/wp-content/uploads/2008/09/kartepe2.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-129" title="kartepe2" src="http://www.kolukirik.com/wp-content/uploads/2008/09/kartepe2-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a>mahsur kalanlar oluyormuş. Kıyafetlerimizi giydikten sonra kaymaya hazırdık ancak hiçbirimiz nasıl kayılacağını bilmiyorduk. Eğitmen ücretleri fazla geldiği için ve daha da önemlisi içimizdeki gizli kayakçıya olan güvenimizden dolayı eğitmen tutmamaya karar verdik. Etraftakileri izleyerek temel hareketleri öğrenmeye çalıştık. Acemilerle geçirdiğimiz 1 saatten sonra acemiliği üstümüzden attığımıza karar vererek bir üst piste terfi ettik. Kayakla hız yapmak hakikaten çok güzel. Kayağa çok hakim olmadığımız için sık sık düşüyorduk ancak düşmek bile ayrı bir keyif. Kontrolümü kaybettiğimi düşündüğüm anda kendimi yere atmaktan çekinmiyordum. O gün akşama kadar öğle <a href="http://www.kolukirik.com/wp-content/uploads/2008/09/kartepe3.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-130" title="kartepe3" src="http://www.kolukirik.com/wp-content/uploads/2008/09/kartepe3-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a>yemeği dışında ara vermeden kaydık. Yiyecek için hazırlıklı olmadığımız için pek de makul olmayan fiyatlardan öğle yemeği yedik. Akşam olduğunda oldukça yorulmuştuk ama üçümüz de buna değdiğini düşünüyorduk. Hatta pistten çıkmak bile istemiyorduk ancak güneş battığı için hava kararmaya başlamıştı. İlk fırsatta yine gelecektik. Ve geldik de. İlk seferden sadece 4 gün sonra yılbaşı tatilini de değerlendirerek tekrar Kartepe’ye çıktık. Bu sefer kadroda bir kişi değişmişti. Kardeşim ve ben demirbaş olarak kadrodaydık. Aramıza yeni katılan kişi ise annemdi. ‘Çocuklarım yaptığına göre ben de yaparım’ diyordu.Ancak bu sefer tepe geçen sefere göre daha kalabalıktı. <a href="http://www.kolukirik.com/wp-content/uploads/2008/09/kartepe4.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-131" title="kartepe4" src="http://www.kolukirik.com/wp-content/uploads/2008/09/kartepe4-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a>Hatta malzemelerimizi Maşukiye’den temin edemeyerek otelden almıştık. Anneme biraz kaymayı öğrettikten sonra piste çıktık. Annem kaymayı kaptıktan sonra birimiz yanında dururken birimiz tepeye çıkarak kayıyorduk. Teleferikle yukarı çıkması oldukça güzel. Zirveden Sapanca gölü ve Körfez görülebiliyor. Tepeden aşağıya kayarak inmesi de ayrı bir keyif. Biz bu yaşta bu kadar kayarken daha yeni yürümeyi öğrenmiş çocukların yanımızdan hızla geçmesi beni komplekse sokmadı değil ancak azmettim ve ben de bir gün o çocuklar gibi kayacağım. Bir sonraki kayakta görüşmek üzere.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kolukirik.com/?feed=rss2&amp;p=127</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Harpasa (Arpaz)</title>
		<link>http://www.kolukirik.com/?p=86</link>
		<comments>http://www.kolukirik.com/?p=86#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 10 Aug 2008 17:19:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Geziler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kolukirik.com/?p=86</guid>
		<description><![CDATA[31.12.2006 Pazar
2006’nin son günü ve Kurban Bayramının ilk günü. Bayram namazından sonra babaannemin yanına, eski adıyla Arpaz yeni adıyla Esenköy’e gittik. Sabah kurbanları kesip yüzdük ve yedikten sonra kardeşim Anıl ve amcaoğullarım Atilla ve Hüseyin’le antik Harpasa kentinin bulunduğu tepeye çıktık. Karacasu’daki Aphrodisias’a göre oldukça küçük ve mütevazi olan bu antik kente pek turist gelmiyor.
Üstteki resimde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>31.12.2006 Pazar</p>
<p>2006’nin son günü ve Kurban Bayramının ilk günü. Bayram namazından sonra babaannemin yanına, eski <a href="http://www.kolukirik.com/wp-content/uploads/2008/08/harpasa1.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-90" title="harpasa1" src="http://www.kolukirik.com/wp-content/uploads/2008/08/harpasa1-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a>adıyla Arpaz yeni adıyla Esenköy’e gittik. Sabah kurbanları kesip yüzdük ve yedikten sonra kardeşim Anıl ve amcaoğullarım Atilla ve Hüseyin’le antik Harpasa kentinin bulunduğu tepeye çıktık. Karacasu’daki Aphrodisias’a göre oldukça küçük ve mütevazi olan bu antik kente pek turist gelmiyor.</p>
<p>Üstteki resimde Arpaz köyü görülüyor. Resmin ortasındaki Kule Arpaz Beyler konağı ve Kulesi. Bir külliye şeklinde olan bu yapı, Osmanlı padişahı II. Beyazıt tarafından Arpaz Tımarı Gedik Ahmet <a href="http://www.kolukirik.com/wp-content/uploads/2008/08/harpasa2.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-92" title="harpasa2" src="http://www.kolukirik.com/wp-content/uploads/2008/08/harpasa2-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a>Paşa&#8217;nın oğluna verilmiş. Gedik Ahmet Paşa&#8217;nın sipahi yetiştirip, seferlere katıldığı biliniyor.</p>
<p>Kentin çevresi surlarla çevrilmiş. İçinde küçük bir tiyatro var. Eskiden kalma taş evler seçilebiliyor. Zirveye çıktığınızda insanların neden burada yaşamayı tercih ettikleri hemen belli oluyor. Bölgenin en stratejik tepesi. Tepenin güneyi oldukça kayalık ve surlar yapılırken bu doğal surlar da kullanılmış. Surlardaki su çıkışları ve içeride devamlarındaki borular şehirde bir kanalizasyon şebekesi olduğunu gösteriyor.</p>
<p>Surların bazı yerlerine tırmandım ve gerçekten çok zevkli. <a href="http://www.kolukirik.com/wp-content/uploads/2008/08/harpasa3.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-96" title="harpasa3" src="http://www.kolukirik.com/wp-content/uploads/2008/08/harpasa3-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a>Bazı yerlerde ise tekrar inmem gerekti, birinin de videosu mevcut.</p>
<p>Yandaki resmi de özellikle çektirdim amcaoğluma. Sanki çok yüksekte, bir uçurumun ucundaymışım gibi duruyoruz. Aslında çıktığımız yerin yüksekliği 2-3 mt civarında. Ama hakikaten resim çok güzel oldu. Bir an ürperiyor insan.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kolukirik.com/?feed=rss2&amp;p=86</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Karlık Zirvesi (Karacasu)</title>
		<link>http://www.kolukirik.com/?p=71</link>
		<comments>http://www.kolukirik.com/?p=71#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 10 Aug 2008 16:23:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Geziler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kolukirik.com/?p=71</guid>
		<description><![CDATA[08.07.2008 Salı
5-6 sene öncesine kadar, uyumadığımız yaz gecelerinin sabahında güneş doğmadan yola çıkar ve Ballı yaylası üzerindeki tepede kahvaltı eşliğinde güneşin doğuşunu izlerdik. Aceleyle hazırlanmış ekmek arası bir şeyler ve meyve sularımızı çantalarımıza doldurur ve tepenin yolunu tutardık. Yarım saat kırk dakika kadar bir tırmanıştan sonra doğmak için bekleyen güneş kendini gösterirdi. O pazartesi gecesi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>08.07.2008 Salı</p>
<p>5-6 sene öncesine kadar, uyumadığımız yaz gecelerinin sabahında güneş doğmadan yola çıkar ve Ballı yaylası üzerindeki tepede kahvaltı eşliğinde güneşin doğuşunu izlerdik. Aceleyle hazırlanmış ekmek <a href="http://www.kolukirik.com/wp-content/uploads/2008/08/karlik1.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-75" title="karlik1" src="http://www.kolukirik.com/wp-content/uploads/2008/08/karlik1-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a>arası bir şeyler ve meyve sularımızı çantalarımıza doldurur ve tepenin yolunu tutardık. Yarım saat kırk dakika kadar bir tırmanıştan sonra doğmak için bekleyen güneş kendini gösterirdi. O pazartesi gecesi de tepeye birlikte çıktığımız arkadaşım Afşin‘le uzun yıllar sonra tekrar görüşüyorduk. Yazın bu sıcak vaktinde, Karacasu Nacıpınar yaylasında sırtımda yelekle bile üşürken birden ortaya ‘Haydi yarın sabah tepede kahvaltı yapalım’ deyiverdim. Birden Afşin ve Kaan da buna çok hevesli gözüktüler. Kadir ise pek istekli değildi. Kaan tepeye değil Karlık zirvesine kadar 5 saatte çıkabileceğimizi söyledi. Bunun üzerine Karlık’a çıkmaya karar verdik. Bizimle birlikte o an yanımızda olmayan Fatih de gelecekti. Saat 2 gibi yayladaki evimize geldiğimde hemen sabah için hazırlık yapmaya başladım. Çantamı hazırlayıp saat 3 gibi yattım. Sabah 5:30’da kendiliğimden uyanmıştım. Kararlaştırdığımız gibi saat 6’a yola çıktık.</p>
<p><a href="http://www.kolukirik.com/wp-content/uploads/2008/08/karlik2.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-78" title="karlik2" src="http://www.kolukirik.com/wp-content/uploads/2008/08/karlik2-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a>Yol boyunca çam ormanlarının arasında 4 saat geçirdik. Bazı yerlerde ormancılar kestikleri ağaçları araçlarına yüklüyorlar, bazı çobanlar kurdukları çadırlarında kahvaltı yapıyordu. Arada molalar vererek ve sürekli muhabbet ederek 4 saat sonunda Karlık zirvesindeki yangın kulesine varmıştık. Kuledeki görevli ve ailesi bizi oldukça sıcak karşıladı. Önce kulenin Karacasu’ya bakan kısmındaki kayalıklara oturup yaklaşık 20 dk kadar manzarayı seyrettik. Şiddetli bir rüzgar verdi ve hava çok güzeldi. Halbuki saat 12’de hava oldukça yakıcı olurdu bu mevsimde. Manzarayı seyrettikten sonra kuledeki görevli bizi çay içmeye davet etti. Çay olurken bir yandan kulenin üstüne çıkmış dürbünle hem Karacasu hem de Bozdoğan tarafını inceliyor bir yandan da görevlilerle konuşuyor onlardan bilgi alıyorduk. Zirvenin rakımının 1780 mt olduğunu öğrendik. Karacasu merkez 612 mt idi. Ballı yaylasına yakın yerlerin 680 mt olduğunu biliyordum. Bizim evde yaklaşık 650 mt civarında olmalıydı. Yani 4 saatte 1.000 mt’den <a href="http://www.kolukirik.com/wp-content/uploads/2008/08/karlik3.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-80" title="karlik3" src="http://www.kolukirik.com/wp-content/uploads/2008/08/karlik3-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a>fazla çıkmıştık. Çaylarımızı içtikten ve dönüşü başka hangi yoldan yapabileceğimizi öğrendikten sonra müsaade istedik ve ayrıldık. Yine arada molalarla yolumuza devam ediyorduk. Bilmediğimiz yollardan tarif üzerine gittiğimiz için bu sefer yolu bulmakta zorlandık. Bazen nerde olduğumuzu anlamadan yanlış patikalara sapıyorduk. Sonunda bildiğimiz bir yola ulaşmıştık. Buradan aşağıya doğru giderken Afşin bir kestirme bulduğunu söyledi ve o yola saptık. Kaan bir müddet gittikten sonra buranın Cevizli yolu olduğunu söyledi. Ben eski yola dönmekte ısrar ettimse de çoğunluk devam etmek istiyordu. Sonunda Karacasu’yu görüyorduk ama ters yöne doğru epey gitmiştik. Derenin içine inmeye karar verdik. Oldukça zor ve dik bir şekilde dereye kadar indik. Sonrada sineklerin çok olduğu kısmen kurumuş derenin için devam ettik. Dere sonunda bir yola çıktı. Yol sağa ve sola devam ediyordu. Sağdan gittik <a href="http://www.kolukirik.com/wp-content/uploads/2008/08/karlik4.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-81" title="karlik4" src="http://www.kolukirik.com/wp-content/uploads/2008/08/karlik4-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a>ve yaklaşık 10 dk sonra yol bitti. Yorgunluktan herkes birbirine kızıyordu. Tekrar geri dönerek soldaki yoldan devam ettik. 10-15 yürüdükten sonra bildiğimiz yerlere gelmiştik ama oldukça yorgunduk ve suyumuz da bitmişti. Bildiğimiz en yakın kaynak Kahvederesi’nin üzerindeydi ve buraya kadar susuzluğa dayanmak zorundaydık. Psikolojik olarak çok yorucu bir yolculuktan sonra sonunda kaynağa ulaştık ve sularımızı doldurup biraz dinlendik. Tekrar yola çıktık ve Kahvederesi’ni geçerek evlerimize gittik. Eve vardığımda saat 4 olmuştu. 4 saatte zirveye çıkıp, 1 saat orada oyalanmış ve yolumuzu kaybettiğimiz için 5 saatte geri gelebilmiştik. Her ne kadar yorulmuş, bazen susuz kalmış olsak da <a href="http://www.kolukirik.com/wp-content/uploads/2008/08/karlik5.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-82" title="karlik5" src="http://www.kolukirik.com/wp-content/uploads/2008/08/karlik5-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a>hepimiz memnunduk ve bir sonraki tırmanışı şimdiden düşünür olmuştuk. O gün akşam dedem gelene kadar uyudum ve arkadaşlarla tekrar buluştuğumda bu sefer de Sırtlanini Mağarasına gitmeyi planlıyorduk.</p>
<p>Hiçbirimizin aklına fotograf makinesi almak gelmemişti. Her ne kadar kaliteleri iyi olmasa da cep telefonumdaki resimleri ekliyorum.</p>
<p>Ayrıca son resimde geçen sene yanan kısım görülüyor. Akşam vakti bahçede biraz vakit geçirmek için çıktığımda tepenin arkasından yoğun bir duman çıkmıştı ve bu basit bir ot yakma dumanı gibi durmuyordu. Dumanın çıkışından ormanın yeni alev aldığı belli oluyordu. Hemen 117&#8242;yi aradım. Oldukça zor şekilde yangını haber verebildim. Yaklaşık 5 dk sonra da itfaiyeler ormanda diri diri yanan canlıların sesini taklit ederek tepeye doğru yola çıkmıştı. Tepeye çıktığımızda alanın temizlenip tereslamasının başladığını gördük. İşçilerin araçlarını görünüyordu ama öğle vakti olduğu için işçileri göremedik.</p>
<p>Ormanlık bölgelerin insanları ormana karşı daha duyarlı. Ancak yine de ormanlarımızdan ekonomik olarak yeterince yararlanamıyoruz ve böyle olunca da bir çok insan onları koruma konusunda pek duyarlı davranmıyor.</p>
<p>Tırmanışımız boyunca ormanın hangi bölgelerinden nasıl yararlanacağımı planladım ve Afşin&#8217;in de yanımda çalışması konusunda anlaştık. Onu dağ köylerinden bir kızla evlendirip çeyizlerini ben hazırlayacağım:)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kolukirik.com/?feed=rss2&amp;p=71</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>
